
Tanıklık verirken asıl niyetimiz ne? Karşımızdakini ikna etmek mi, yoksa Tanrı’ya sadakat göstermek mi? Bugün birçok Hristiyan, özellikle de inancını paylaşmak isteyenler, bu ikisi arasında sıkışıp kalıyor. Hristiyan tanıklığı çoğu zaman bir performansa, bir “etkileme” çabasına dönüşüyor. Oysa Kutsal Kitap’a baktığımızda bunun böyle olmadığını görüyoruz. Tanıklık etmek, iman beyanında bulunmak ve o inancı yaşamla desteklemek demektir. Geri kalan iş, Tanrı’nın Ruhunundur.
Pavlus’un Tutumu: Söz Değil, Ruh Konuşur
Pavlus 1. Korintliler 2:4’te şöyle der: “Sözüm ve bildirim, insan bilgeliğinin ikna edici sözlerine değil, Ruh’un kanıtlayıcı gücüne dayanıyordu.”
Pavlus, zekâsıyla tanınan biri olmasına rağmen, Hristiyanlığı anlatırken ikna edici tekniklere değil, Ruh’un gücüne güvendi. Çünkü gerçek dönüşüm, etkileyici konuşmalarla değil, Tanrı’nın işleyişiyle olur. Hristiyan tanıklığı, insanı ikna etmek değil, Tanrı’ya sadık kalmakla ilgilidir. Bu yüzden tanıklık, etkili konuşmak değil, gerçeği olduğu gibi hikmetle sunmaktır.
İsa’nın Sessizliği
İsa’nın hizmeti mucizelerle doluydu ama herkese gösteri yapmadı. Matta 12:38–39’da Ferisiler ondan mucize ister. İsa şöyle yanıtlar: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir.”
İsa mucize yapma gücüne sahipti ama bunu sadece talep üzerine kullanmadı. Yüreklerinde zaten iman etmeye niyeti olmayanlar için gösteri yapmadı. Çünkü iman, mucizeyle değil, içten gelen bir yönelimle oluşur. Bu da bize şunu öğretir: İnsanları kanıtlarla ikna etmeye çalışmak genellikle işe yaramaz. Çünkü iman, mantıksal kanıtlarla değil, Ruh’un dokunuşuyla doğar.
Söylemek ve Yaşamak
Hristiyan tanıklığı iki ayakta durur: iman beyanı ve bu imana uygun bir yaşam. Yani neye inandığımızı açıkça söyleriz ve bu inanca göre yaşarız. Başka şeyler bizi bağlamaz. İnsanları inandırmak bizim görevimiz değildir. Bu, yalnızca Tanrı’nın Ruhunun yapabileceği bir iştir.
Romalılar 10:17 şöyle der: “Demek ki iman, haberi duymakla, duymak da Mesih’le ilgili sözün yayılmasıyla olur.” Biz haberi duyururuz ancak o haberin yürekte karşılık bulması yalnızca Tanrı’ya aittir. Bizim görevimiz, doğruyu sadakatle ifade etmek ve örnek bir yaşam sürmektir. Hepsi bu.
Sınırları Bilmek
Tanıklık verirken çoğu zaman (evanjelikliğin kilise tarihinden kopuk öğretisinden kaynaklı olarak) şöyle bir baskı hissedip, içimizden şöyle deriz: “İkna edemedim, demek ki başarısız oldum.” Ancak bu doğru değil. Çünkü kurtuluş ne bizim becerimize ne de ikna gücümüze bağlıdır. Yuhanna 6. bölümde Mesih’in zor sözlerini duyan kalabalık “Bu sözler çok ağır” diyerek O’nu terk etti. Mesih onları durdurmadı, açıklama yapmadı, ikna etmeye çalışmadı. Giden gitti, kalanla devam etti.
Aynı tavır bize de örnek olmalı. Biz imanımızı paylaşırız, yaşarız. Giden gider, kalan kalır. Sorumluluğumuz beyan ve yaşamdır; sonucu belirlemek değil.
Günümüz Hristiyanı ve Gösteri Tehlikesi
Bugün tanıklık, bir çeşit performansa dönüştü. Etkileme, duygu yaratma, iz bırakma çabası öne çıktı. Fakat İsa’nın tarzı böyle değildi. O, gerçeği söyledi, yaşamıyla gösterdi ve herkesin peşinden koşmadı. Çünkü O biliyordu ki hakikati arayanı, Tanrı kendine çeker. Bu da bize bir ölçüt sunuyor. Biz, “etkileme” değil, “temsil etme” derdinde olmalıyız.
Petrus 3:15 şöyle der: “Mesih’i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun.” Demek ki tanıklık, umudun nedenini açıklamaktır. Ancak bunu baskı kurarak, zorlama yaparak değil, saygı içinde, sabırla, hikmetle ve sevgiyle yapmak lazım.
Sadakat Bizim, Dönüştürmek Tanrı’nın İşidir
Hristiyan tanıklığı bir strateji değil, bir sadakat biçimidir. Biz sadece doğruyu dile getirir ve o doğruya göre yaşarız. Bizi izleyenler, o doğruyu hayatımızda gördüklerinde etkilenebilirler. Ancak iman etmeleri için onları zorlamak, baskılamak ya da ikna etmek bizim işimiz değildir.
İkna etmek yerine, yaşamayı tercih etmeliyiz. Çünkü gerçek tanıklık, söyleneni yaşayan insanda görünür hale gelir. Bizi izleyen dünya, sözlerimiz kadar davranışlarımıza da bakar. O zaman sadece konuşmayalım; yaşayalım.