Size anlatacaklarım var

Burayı biraz boşladığımın farkındayım; belki de buna “boşlamak” değil de kendi içimdeki kalabalığa çekilmek demektir belki, bilmiyorum. Emin değilim. Hayatın o bitmek bilmeyen iş-güç döngüsü, üzerimize yığılan sorumluluklar ve ardı arkası kesilmeyen problemlerle kuşatılmış bir hâldeydim. Fiziksel sağlığım her ne kadar ufak tefek pürüzlerle ilerlese de, asıl mesele zihnimin yorgunluğu…
Kabul edelim ki yaşadığımız bu çağ insanı ruhsal bir gurbete sürüklüyor. Sürgünde gibi hissettiği oluyor insanın. Ancak her sürgünün bir dönüşü var. Bana teselli veren de budur muhtemelen.
Hızla değişen gündemler, sosyal medyanın gürültülü yankı odaları, üzerimize boca edilen haberler ve her geçen gün daha da karmaşıklaşan insan ilişkileri… Saymaya kalksam, içinde kaybolacağımız bir labirent gibi bir şey bu. İşte bu gürültünün içinde, sizinle aramdaki o bağ biraz sessizliğe büründü.
Beni şahsen tanıyan, özelden halimi hatrımı soran ve “Yazılarını bekliyoruz” diyen dostlara selam olsun! O sessiz bekleyişiniz ve hal hatır sormanız ne güzel! Yakında yazılarla kavuşacağız.
Şimdi, bu durağanlığı bozma vakti. Çok yakında kapsamlı bir araştırma ve yazı serisiyle karşınızda olacağım. Ancak bu sefer sadece kıyılarda dolaşmayacağım. Girilmemiş ormanlara, girmeye cesaret edilemeyen o karanlık ve derin patikalara dalacağım. Güncelin kaosu, ruhumuzun Tanrı’ya bağlı kalması ile eklesiyastik (yani kilise-insan-misyon) ilişki sarmalı gibi meselelerin kesişim kümesini kurcalayacağım. Hem bugünün sancılarını hem de kadim geleneklerin bu sancılara verdiği cevapları masaya yatıracağım.
Sabrınızın karşılığını fazlasıyla alacağınız bir dönem başlıyor. Tozlu rafları indirip, zihinlerimizi tazeleyeceğiz 🙂
Yakında görüşmek üzere.



